25/12/2006
-
BAŞPAŞA'DAN MAHZENDE ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
- Ahh..kuzucuğum….Vaahhh!..Kuzucuğum!...(hüngür..hüngürr..) Neyse ki akıllanmışsın…Paşam seni affetmeye geldi, görmez misin?.. - Ciddi misin, Adile Abla?...Sahi mi?..Paşam beni affetti mi?.. - Tabii affetti AMS, tabii!...İki günlük bu yolu, niye göze aldı sanıyorsun?...Nerde?..diğer arkadaşların, Ünsal Hanım, Fahriye hanım , Güvercin Necla, Rafet bey, Bedii, Emel ..…Ötekiler…Eskiler…Yeni gelenler nerdeler?... - İçerdeler Adile Abla…Hepsi içerdeler… - Uyuyorlar mı yoksa AMS? - Ne uyuması abla, ne uyuması?...Bütün gün ve gece ortalığı inleten Hasan Mutlucan türkülerinden, uyumak ne mümkün?.. - Yaaa…Vahh!..Vaahhh!...Görüyo musun Paşam…Ne hallere düşmüş kuzucuklarım?...Ah bu senin hiç vazgeçemediğin darbe sevdan… H.Mutlucan merakın!... - Bırak bunları da Adile..Hadi içeri girelim artık!...Ayakta duracak halim kalmadı..Ayrıca üşümeye de başladım ben! - Doğru Paşam…Hem, daha fazla bekletmeyelim garipleri de, onlara bekledikleri önemli açıklamanı yap artık!..Yap ki; sevinsinler…mutlu olsunlar!.. - Haklısın…Hadi girelim…Girelim de açıklıyayım her şeyi dostlarıma!... ……………… ………………………………………………….. &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
*** Başpaşa dostlarına neyi açıklayacak?.. *** Mahzendekiler Başpaşa’yı nasıl karşılayacak?..İçerde neler yaşanacak?.. *** Yeni çaycı Emel, Başpaşa’ya çay ikram edecek mi?.. *** Başpaşa, yeni Yaver Özkan’ı niye azarladı? *** Rafet bey, Başpaşa’ya niçin bir tepki vermedi?.. *** Başpaşa darbelerine son mu verecek?... ve daha bir sürü cevap bekleyen sorular!!!!!!!.... Cevabını bulacak mı acabaaaa?...))))
…Dedi ve aniden mahzene attığı dostlarının bulunduğu koğuşa , arkasında her zamanki gibi , Adile Necla ve tabii sevinç ve şaşkınlıktan gözlerinden akan yaşları silmeyi dahi akıl edemeyen AMS olduğu halde, hızlı adımlarla girdi…İçeride kalanların sayısına göre, burası oldukça dar ve havasız bir yerdi..Elektrik tesisatı olmadığından, kıyıya, köşeye konulan birkaç mumun cılız alevinde görebiliyorlardı, birbirlerini içerde kalanlar..Hemen girişe yakın bir yerde kurulan odun sobası, elinden geldiğince, üşütmemeye çalışıyordu, içerdekileri..Sobanın üstünde Ablaları Ünsal hanımın bizzat kendi elleriyle hazırlayıp koyduğu kestaneler, mis gibi , nefis bir koku yayıyordu, ortalığa.. Bazıları ikişer kişi yatmalarına rağmen, mevcut ranzalar yeterli olmadığından, rasgele yere serilmiş yataklar gözüne çarptı, öbek öbek...Ama sanki kendisinin geleceğini biliyor ve bekliyorlarmışçasına, itinayla toplanmış, tertemiz ve düzenliydi her biri.. Hemen karşıda, sol köşede bir çay ocağı gözüne çarptı..Dikkatlice baktığında, oradaki kişinin çaycı Emel olduğunu fark etmekte zorluk çekmedi…Biraz ötede yeni Yaver Mehmet, oflayıp puflayarak, elindeki deftere bir şeyler yazıp, çiziyor, arada bir ellerini başına götürüp,kafasını kaşıyarak “ yine olmadı..hesaplayamıyorum, bir türlü!” gibisinden bir şeyler söylüyordu!..Bu arada, diğer bir köşedeki yirmi litrelik gaz tenekesi üzerinde duran pilli el radyosundan , Azizname FM de çalmakta olan, “ Kışlalaarrrr..dooollllldu..boooooo…şallllldı…bu..güüüünnnnnn!...” adlı şarkı , ayrı bir hüzün katıyordu, mahzene!..Üzerindeki birkaç tabak ve bardaktan, Paşa, bu gaz tenekesinin, aynı zamanda yemek masası olarak da kullanıldığı sonucuna vardı!..İçerdekilerin dostluğundan mı neydi, inanılmaz bir atmosfer ve şirinlik vardı, tüm bu olumsuzluklara rağmen!.. Sanki Paşa’nın geleceğini biliyormuş gibi, koğuşta, herkes kalkmış , ayaktaydı ve Paşa’yı görünce, daha bir toparlandılar amaaa, yerdeki yataklardan birinde Paşayı hiç umursamadan yatan biri vardı!... Paşa biraz sinirlenir gibi olduysa da, belli etmemeye çalışarak,yavaş ve sakin bir ses tonuyla: - Kim bu yatan?.. Diye, hemen karşısında duran Ünsal hanım’a sordu, gayri ihtiyari..Ünsal Hanım: - Rafet bey, Ağabey…dedi…Şaşıran ve bunu hiç beklemeyen Paşa: - Hayırdır..Rahatsız filan mı? Diye sordu. - Evet Ağabey…Gözleri iyi görmüyor ya…Durmadan sağa sola çarpmaktan helak oldu, garibim..Benim gibi onun romatizmaları da azdı…Bir de…geçenlerde sürekli çaldırdığın H.Mutlucan türkülerinden, kulakları sağır oldu..Benim gibi kulaklarına pamuk tıkamayı da akıl edemedi. Duyamıyor artık, hiç bişey!...Böööyle yatıyor, gün boyu… - Yazık olmuş Candostuma..Çok yazık!..Ben böyle olsun istememiştim, halbuki.. Diye mırıldandı, kendi kendine… Tam bu sırada, elinde tavşan kanı bir bardak çayla, koştura koştura, Paşa’nın yanına gelen Çaycı Emel: - Buyur Paşa Hazretleri..Kendi ellerimle demledim..Afiyet olsun!.. Diyerek, elindeki çayı Paşa’ya uzattı, sevgiyle ve her zamanki sevimliliğiyle , gülümseyerek....
Paşa, Emel’e aynı içtenlik ve sevgiyle teşekkür ederek , çayından bir yudum aldı..Tam bu sırada elindeki deftere telaşla birşeyler karalamaya devam eden Yaver Özkan’a takıldı yine gözü...Biraz sert bir ses tonuyla: - Seni buraya niye gönderdim, ben Özkan..Söyler misin, bana ?.. Dedi..Yaver Özkan, telaş ve endişeyle elindeki defteri, kalemi birer yana fırlatıp, esas duruşa geçerek: - Bilmez miyim Paşam?..Mahzene attıklarının sayım, döküm ve tasnifini yapmam için!... - Eeeee…Niye yapmadın peki , şimdiye kadar?.. - Yapamadım Paşam!..Geldiğimden beri uğraşıyorum..O kadar çok kişiyi atmışsın ki mahzene…Bir türlü toparlayıp, hesaplayamıyorum, tam sayıyı ..Çıkamadım işin içinden!... Paşa, gayri ihtiyari gülümsedi ve Yaverinin başını sevgi ve şefkatle okşayarak: - Neyse…Artık önemli değil!...Hep bir arada olacağız,bundan böyle … Ama , BURADA !...MAHZENDE!... Hepsi şaşırmıştı oradakilerin…Tam soracaklardı ki, Paşa’ya ne demek istediğini, Paşa devam etti:
- HFG…eLyaK…Güvercin Necla , Başyaver, Sedat,Geyikoğlu, Bedii , diğer attıklarım neredeler?.. - eLyak, horlayanlardan uyuyamadığı için – 71. katta bir koğuşta, yalnız kalıyor..HFG, birilerine kızdı, yan taraftaki yeni açılan koğuşta kalıyor..Galiba Bedii de yanında…İkoncu gelip gidiyor..Güvercin Necla, çok ciyakladığından Rafet beyin şikayeti üzerine hücreye attınız yaa!...Fahriye, Şevkiye pek uğramıyorlar… - Hımmmmm!....Güvercin Necla’ya af çıkardım..Eski Yaverlerimden Gürkan’ı, Özel Koruma Müdürlüğüme getirdim..Söyleyin eLyak da buraya gelsin..Sonra toparlanın, hepimiz HFG’ NİN YENİ AÇTIĞI KOĞUŞA gidiyoruz…Kapısında , ”ADALET DOST VE YARATTIĞI DOSTLUKLAR” yazılı koğuşa…Artık orada, ben de sizlerle kalacağım…Hepimiz beraber, bir arada!... Söz..İstemezseniz, darbe marşı da dinletmeyeceğim, sizlere… - Bu da ne demek Paşam?...
Diye adeta hep bir ağızdan ve koro halinde sordular, oradakiler…Paşa önce bir yutkundu….sonra derin bir iç geçirdi….Devam etti SÖZLERİNE, biraz üzgün , çokca da buruk bir ses tonuyla :
- Bakın…Ben sizleri bu mahzene gönderdimse, sizleri çok sevdiğimden yaptım…Bu yurdun en güvenli yeri, mahzen!..Dostlukların en güzel şekilde paylaşıldığı, sevginin, saygının, hoşgörünün en iyi biçimde sergilendiği bölümü burası…Yukarısı karışık…Bazen kimin dost, kimin düşman olduğunu anlayamıyorsunuz!...Kim, neye alınacak..Neye kızacak, bilemiyor, kestiremiyorsunuz!..Senin hakkında ne düşünüyorlar, bilmek istiyorsun, açık bir cevap alamıyorsun…Birileri gidiyor..Ya da ortalıkta gözükmüyor…Sebebini merak ediyorsun…Yapılmıyor, bir açıklama..O zaman, ne oluyor?...Sen de zan altında kalıyorsun, tabii…Hem beni de artık yanlış anlıyorlar..Hatta, çoğu kez hiç anlayamıyorlar!Baktım bir bir eski, sevdiğim, yakın bulduğum dostlarım, kayboluyor birer, birer ortalıktan!..O zaman geldi aklıma…Daha fazla geç olmadan (hatta bu arada bazılarını kaybettik bile), ben Dostlarımı bir yerde toplayayım..Elimin altında olsun hepsi…Gün gelir, benim de Paşalığı, darbeciliği bırakmam gerekir…Mahzene inmem gerekir…Kimseyi bulamam, yanımda!..dedim ve aklıma bu mahzene sürgün olayı geldi!... Bakın netekim; bugün o beklenen gün geldi!...Artık yoruldum..yaşlandım…yıprandım…Hepsinden öte YILDIM!...Eskisi kadar bana destek olan dostlarım kalmadı..Şunun şurasında, bir avuç dost kaldık..Ama olsun…Dostluk, sayıyla değil….Nitelikle değer ve anlam kazanır!...Bu da yeter bizlere…yeter ki, bizler bilelim, bu DOSTLUĞUMUZUN KIYMETİNİ…DEĞERİNİ…ANLAMINI!... Artık, üst katlara çıkmayacağım…Burada , mahzende kalacağım…Sizlerle…Ama, tabii sizler dilediğiniz zaman üst katlara çıkıp, dilediğinizi yapıp, gene gelebilirsiniz buraya..Beni ziyarete…HATIRIMI SORMAYA!...Hatta, bahane ve fırsat bulup, mahzene atamadığım , ama sevdiğim, beni de seven diğer dostlarım da dahil !... BEKLEYECEĞİM SİZLERİ BURADA…MAHZENDE!... Haaaa…Buraya indiğimi bilemeyip, (pek sanmıyorum ya!) merak eden dostlarım olursa, selam söyleyin…Anlatın durumu onlara da!.. Hadi şimdi gidelim hep beraber, ADALET DOST VE YARATTIĞI DOSTLUKLAR” koğuşuna!...Hep sevelim birbirimizi…Sayalım…hoşgörülü olalım…Birbirimizi karşılıklı doğru anlayalım ki; hep DOST KALALIM!...
İki bayan arkadaşımız, birlikte bir restaurantta yemek yiyip, biraz da alkol aldıktan sonra, belediye otobüsüne binmek üzere durağa yaklaştıkları sırada, bir otobüsün geldiğini görürler. Biran önce binip, otobüsü kaçırmamak düşüncesiyle, biri, arkadaşının kolundan tutup çekiştirerek:
“- Koş…Otobüsü kaçırmayalım!..” dediğinde, diğeri :
“-Ne acele ediyorsun, kızım? Görmüyor musun, arkadan bir otobüs daha geliyor!..” der.
Diğer arkadaşı, bakar..bakar..Ama, başka otobüs göremez.
Meğer, aldığı alkolün etkisiyle, arkadaşı o tek otobüsüÇİFTgörüyormuş!!!!
*****
ELEKTRİKLİ FIRIN
Bir bayan arkadaşımız, bir beyaz eşya bayiinden, birmikro dalga fırın satın alır.Ama gel gör ki, evinde gören bazı arkadaşları, bunun kanserojen etkisinin olduğunu söyleyince, bu konularda oldukça hassas olan arkadaşımız, fırını, gerisin geriye aldığı bayiye götürerek geri vermek ister.
Bayi, geri alamıyacağını,ama mağazaya bırakılması halinde, satıvereceğini söyler.Arkadaşımız da, bunu kabul eder ve fırını, satılmak üzere mağazaya bırakır.
Aradan, birkaç ay geçtikten sonra, arkadaşımız aynı mağazanın önünden geçerken, gözüne vitrinde çok güzel bir fırın ilişir!..Derhal içeri dalar ve fırını beğendiğini ve satın almak istediğini söyleyip, fiyatını sorar!..
Mağaza sahibi, ne dese beğenirsiniz?
“- Ama..Hanımefendi..bu sizin, geri getirip, satılmak üzere bir süre önce bize bıraktığınız kendi fırınınız!...”
****
TUTAR MISIN?..
Üniversite öğrencisi iki genç kızımız, bir sınav çıkışı sonrasında, bindikleri belediye otobüsünde, yer bulamadıklarından ayakta ve sarsıntıda düşmemek için, tavandaki demire tutunarak, giderlerken, birinin aklına, soruları diğer arkadaşının nasıl cevapladığını sormak gelir..Diğer arkadaşı bu esnada sağ eliyle tavan demirine tutunmuş, diğer koltuğunun altında ise ders kitapları ve notlar vardır.Arkadaşının sorusu üzerine :
“- Dur, notlarıma bir bakayım…Ama, sen benim yerime şu tavan demirinden tutar mısın?...” der!...
****
NOT: Bu olayların kahramanlarını ben iyi tanıyorum, ama, ısrar etmeyin, deşifre edemem (!)....
1/7/2006
-
KARARNAME NASIL HAZIRLANIR? <p>FARUK GÖK
KARARNAME NASIL HAZIRLANIR?
Değerli arkadaşlarım,malum önümüzdeki günlerde bir kararname beklentisi var. her zamanki gibi gündem bu ve hergün özellikle bu çıkarılacak kararname ile ilgili tartışmalar sitemizde süregelmekte… Bu gün sizlere, genelgeci amcanız olarak,kararnamenin nasıl hazırlandığını anlatmak ve böylece her zamanki gibi üzerime düşen kamuoyunu ve özellikle siz site sakinlerini aydınlatma görevimi yerine getirmek istiyorum.
******
Her şeyden önce,kararname hazırlanabilmesi için gerekli malzemeler nelerdir,ona bir bakalım:
1-Geniş bir tepsi,küçük boy renkli kap,
2-2500-3000 kadar değişik boy,yaş ve kıdemde Hakim-Savcı,
5-Mümkünse,referans mektubu,önemli bir büyükten alınmış kartvizit,tayin dilekçesi(olmasa da olur) vs..
6-Büyük boy bir Türkiye haritası,
7-Büyük boy yumuşatıcı,
8-Bir koli sakinleştirici hap,
9-Yeteri kadar servis tabağı,
********
YAPILIŞI:Atamaya yetkili Makamca göze kestirilen, 2500-3000 kadar Hakim-Savcının,sicil dosyaları ele alınıp,gözden geçirilir,görev yaptıkları yerler, süreleri, varsa atama isteğine ilişkin dilekçeleri,referans, kartvizit vs.belgeleri incelenir,kurbanlar,boy,ağırlık,ses tonları ve kıdem durumlarına göre sıraya konulur,bilahare geniş birtepsiye konularak,kepçe ile sesleri kesilene kadar 15-20 gün süreyle karıştırılır..Bu arada bazıları altta kalır,bazıları ise üste çıkar.Üste çıkanların bir kısmının kafalarına vurularak,dibe çökmeleri sağlanır.Tüm çabalara rağmen dibe çökertilemeyenler ayrıve renkli özel bir kaba alınıp,muhafaza edilir.Diğerlerine bu arada yumuşamaları için,yumuşatıcı uygulanır.Duvardaki Türkiye haritasına bakılarak,bunlar için uygun yerler belirlenir.Sakinleşmeleri için de,üzerlerine bir koli sakinleştirici boca edilir.Hafif ateşte birkaç gün kadar ısıtılır. Daha sonra ayrı bir kapta muhafaza edilenler, inatçı olduklarından,varsa isteklerine uygun görev yerlerine atanır ve diğer tepsidekilerle bir araya getirilir.Tüm hakim ve savcılar,daha sonra yeniden boy,yaş,kıdem sırasına konulur,ağızlarına ağlamamaları için birer meme verilip,üzerlerine de bir miktar tatlandırıcı olarak tozşeker dökülür ve bir süre dinlendirilir.Kıvamını aldığında,artık servise hazır olup,her biri ayrı ayrı önceden hazırlanmış servis tabaklarına konularak, yenilecekleri, pardon tüketilecekleri ve hizmet verecekleri yeni görev yerlerindeki vatandaşlara gönderilip ikram edilir.(Üzerine bir miktar maydanoz ve ince doğranmış marul işbu kararnameyi daha cazip hale getirir.)AFİYET OLSUN,EFENDİM…